DUBLİN HAKKINDA ÇOK ŞEY

İrlanda’ya ilk gitme kararımı verdiğim anı paylaşarak başlamak istiyorum yazıma. PS. I love you filmini ilk izlediğimde Holly ve Garry’nin ilk buluştukları ve sonrasında beraber yürüdükleri Wicklow Natioanl Park’ı gördüğümde söz vermiştim kendime İrlanda’ya gideceğime dair. Çok şanslıyım ki bu hayalimi gerçekleştirebildim. Hem de hayalimin bile ötesinde üç ay kalarak. Ve tartışmasız söyleyebilirim ki, resimlerde görüldüğü kadar doğal, yeşil ve güzel. Masal gibi…

Sizin de yolunuz bir gün Dublin’e düşerse diye size güzel  bir liste hazırlamaya karar verdim. Tatiliniz ister uzun olsun ister kısa , kendi görülmesi gerekenler listenizi oluşturup, mutlu anılarla İrlanda’dan döneceğinize eminim. Mutlu insanlar ülkesine gidip de mutsuz dönmeniz imkansız çünkü…

Eğer dil öğrenmek için gitmek istiyorsanız, onunla ilgili yazıya; DUBLİN’DE DİL EĞİTİMİ buradan ulaşabilirsiniz. Hatta belki gezinizle ilgili aklınıza takılan bazı şeylerin de cevabını bu linkte bulmanız mümkün.

İlk olarak gelsin Dublin sokakları,

O’Connel Street

Liffey nehrinin böldüğü Dublin, kuzey ve güney yakası olmak üzere ikiye ayrılıyor. En önemli caddesi kuzey yakasında bulunan O’Connel Street… Üzerinde tarihi bir Posta ofis binası bulunuyor. Ve yapımı 2003’de sona ermiş,  120 metre boyunda, ince bir iğneye benzeyen Spire anıtı. Her yerden görünmesi sebebiyle, yönünüzü  kaybettiğinizde size kılavuzluk yapmaya hazır.

Henry Street

Nehirden Spire anıtına doğru gelirken, Spire’ın solunda en ünlü caddlerden biri Henry street var. Tanıdık birçok markayı burada bulabilirsiniz. İki minik alışveriş merkezi de var bu sokak üzerinde. Bunlardan biri Jervis Shopping Centre, diğeri ise ILAC shopping centre. (Küçük bir sır tuvaletlerini kullanabilirsiniz:). Ucuz alışveriş için en iyi adres olan Pennys’in en büyük mağazası da bu caddedeki olabilir. Her an canlı müzik yapan biri veya birileriyle karşılaşabilirsiniz. Oturup dinleyin çünkü gerçekten iyiler.

Grafton Street

Bu cadde ise şehrin Güney yakasında yer alıyor. Ve Henry Street’ e göre daha pahalı mağazaların olduğu bir yer. Bu caddenin sonunda da daha büyük bir alışveriş merkezi var, Stephen’s Green Shopping Centre. Burada gezerken U2 solisti Bono’yu görme ihtimaliniz de yüksekmiş, haberiniz olsun. Ayrıca buradaki sokak müzisyenleri de çok çok iyiler.

Alışveriş demişken, ucuzluk dönemine denk gelmediyseniz biraz pahalı olabilir. Ancak artık ülkemizde olmayan Top Shop mağazasını Dublin’de bulabilirsiniz. Hediyelik eşya Carrol mağazalarının tekelinde. Ancak Flying Tiger mağazalarından eğlenceli ve ucuz hediyeler bulabilirsiniz.

Temple Bar Bölgesi

Burası da şehrin Güney kısmında kalıyor. Kuzey tarafından Ha’ppeny köprüsünden karşıya geçtiğinizde ve o sokaklardan ilerlediğinizde, en meşhur ve turistik alan Temple Bar bölgesindesiniz. Burada çeşit çeşit publar olduğunu söylemeye gerek yok. Buraya gelmişken pub crawl yapmayı unutmuyoruz, buranın tadı da böyle çıkıyor(muş)…

Ha’ppeny Köprüsü;

Şehiri ikiye bölen Liffey nehrinden bahsetmiştik. Bu iki yakayı birbirine bağlayan birçok köprü var. Ancak bunların en güzellerinden biri Ha’ppeny (Half Penny) köprüsü. 1816 yılında inşa edilmiş köprüyü bir kez de olsa kullanmalısınız. Özellikle kuzey bölgesindeyseniz, Temple Bar bölgesine gitmek için bu köprüyü kullanabilirsiniz.

Samuel Beckett Köprüsü;

Yakaları birbirine bağlayan diğer bir güzel köprü de Samuel Beckett köprüsü. Şehrin sembollerinden olan arp şeklinde tasarlanmış. Merkezden uzaklaşıp iş merkezlerine doğru gittiğinizde, bu köprüyü görebilirsiniz. Bu alan Grand Canal yakınlarında. Birçok büyük şirketin  binalarını burada görebilirsiniz.IMG_4135 (2).JPG

Büyük Açlık Günleri Heykelleri

Halkın en büyük geçim kaynağı ve karınlarını  doyurmak için yedikleri ürün patatesmiş. PatateslerinIMG_4133 (2).JPG bulaşan bir mantar nedeniyle çürümeye başlamasıyla İrlanda’da büyük kıtlık günleri başlamış. 1845-1852 yılları arasında süren bu kıtlıkta bir milyona yakın kişi hayatını kaybederken, iki milyona yakın kişi de göç etmiş. İşte bu heykeller de o günlerin unutulmaması için dikilmiş. Bu heykelleri kuzey yakasında, merkezden Samuel Beckett köprüsüne doğru, giderken görebilirsiniz…

İrlanda’nın aşık olduğum yanı doğası. Cennette gibisiniz. Sonsuz yeşillik. Bu da size huzuru garantiliyor. O kadar çok park ve yeşil alan var ki, işte bunlardan görülmesi gerekenleri ekliyorum aşağıya.

Phoneix Park;

Avrupa’nın en büyük parkı . Ve o kadar güzel ki. İster bisikletle gezin ister yürüyün. Hatta araba ile bile gidebilirsiniz. Her birinin yolu ayrı. Ama ne olursa olsun çantanızda yiyecek bir şeyler taşımayı unutmayın. Çünkü geyikler size her an bir sürpriz yapıp karşınıza çıkabilirler. Ayrıca burada polo maçı da izleyebilirsiniz. Ve eğer havanın güzel olduğu bir gün de gidiyorsanız, çimlere yayılıp piknik yapmadan dönmeyin. Minik bir bilgi, Phoneix Park’a gitmek için,46A’ya binip son durakta inebilirsiniz.

IMG_6253.JPG

National Botanic Park

Burası da birçok bitkinin bulunduğu ve içerisinde sular akan yemyeşil bir park. Park içerisinde yer alan seralarda, birçok çiçek türünü görebilirsiniz. Buraya gitmişken burada yer alan Viking evini de görmeniz mümkün. Yolunuzu bu güzel parka mutlaka düşürün derim.

Glasnevin Cemetery;

Burası adından anlaşılacağı gibi bir park değil, mezarlık. Aslında müzesi varmış ve sanırım girişi ücretli. Ben yalnızca mezarlığı gezdim, eski ve gerçekten güzel korunmuş bir mezarlık. Yalnızca eski mezarlıklar değil, yeni mezarlıklar da var. National Botanic Park’tan çıktığınızda hemen yakınında bulunan bu mezarlığın içinden geçerek yolunuza devam edebilirsiniz.

St. Stephen’s Green

Burası daha önce bahsettiğimiz Grafton Street’in sonunda yer alıyor. Yani şehrin göbeğinde. İçerisinde de güzel fotoğraflar çekmenize yardımcı olacak harika bir göl var. Burada mutlaka bir sandviç molası vermelisiniz. Veya kahvenizi yudumlamaya, donutlarınızı yemeğe gelebilirsiniz. Siz bir şeyler yerken martıların çok da rahat vermediklerini hatırlatmak isterim.

Marrion Square

Marrion Square St. Stephen’s’ın yakınlarında, daha küçük bir park. Bu parkı önemli yapan ise ülkenin en önemli sanatçılarından Oscar Wilde heykelinin bulunması.

Vee görülmesi gereken önemli yerler….

Guinness Bira Fabrikası;

Burası listenin başında yer almalı. Ülkenin sembollerinden biri haline gelen siyah bira Guinness’in nasıl yapıldığını, hangi evrelerden geçtiğinin anlatıldığı bir fabrika. Tüm evreleri çeşitli anlatımlarla görebiliyorsunuz. Ve biletinizle verilen kuponunuzla tur bitiminde istediğiniz birayı, istediğiniz katta içebiliyorsunuz. En üstte neredeyse tüm Dublin’e hakim olan Gravity Bar, bunun için en ideali. Ancak kalabalıksa, ki bizim gittiğimizde öyleydi, bir alt kattaki pub tercihiniz olabilir.

St Patrick Chatedrali;

Bu Katedral Dublin’in en önemli katedrallerinden. Adını da Hıristiyanlığı ülkeye getiren kişiden almış.  St patrick demişken,  her yıl  17 Mart ‘ta St. Patrick’in Day’in kutlandığını duymuşsunuzudr. Gezinizin tarihini mutlaka bu güne düşürmelisiniz. St. Patrick Day’s nedir, nasıl kutlanır, neden önemlidir? St. Patrıck’s Day Ona da bu linkten ulaşabilirsiniz. Katedrale geri dönersek, yaklaşık 800 yıllık olan bu katedral, ülkenin en büyük katedrali. Ayrıca yetişkin giriş ücreti, 7 Euro.

Christ Church Chatedrali

Katedral gezmek gibi merakınız var ise 13. yy’da yapılmış bu katedrali de görebilirsiniz. Veya yalnızca bahçesine uğrayıp dışarıdan bir bakıp çıkabilirsiniz. Giriş 7 Euro.

Dublin Casttle

Tarihin içerisinde bir gezinti yapmak isterseniz burayı da atlamayın. Giriş 7 Euro.

Thrinitiy College Library;

Avrupa’nın en eski ve en köklü okullarından biri olan ve birçok ünlü mezunu olan okulun bir de ünlü, kütüphanesi bulunuyor. Dublin’e gelindiğinde mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bu kütüphanenin en önemli parçası tabii ki Book of Kells. Hıristiyanlığın 4 öğesini Latince anlatan bu kitap, MÖ 800 yıllarında Keltli rahipler tarafından yazılmış. Canlı illüstrasyonlara sahip bu kitap, İrlanda’nın hazinesi niteliğinde. Bu kitapları kütüphanede görmeniz mümkün. Üst katta ise, resimlerini her yerde görmeye alışık olduğunuz bölüm var. Kitaplara dokunmanız ise yasak. Biletlerinizi online olarak alırsanız, sıra bekleme kısmını atlayabilirsiniz.

Kilmainham Gaol ;

1796 yılında kurulan ve 1924 tarihine kadar hapishane olarak kullanılan bu yapı, kadın ve çocuklar da dahil yalnız sıradan suçlar için değil politik suçlular için de kullanılmış. Bu çok güzel korunarak bu günlere gelmiş hapishanede, rehberin güzel anlatımıyla birçok bilgiye hakim oluyorsunuz. Beni en çok ekmek çaldığı için o karanlık soğuk yerlerde yalnız başına bırakılan çocukların hikayesi etkiledi. Buraya gelmek için biletinizi online olarak almanız gerektiğini unutmayın. Yoksa kapıdan geri dönüyorsunuz.

O halde biraz da müzelerden bahsedelim.

National Museum of Ireland – Archaeology

Tarihçesinde Vikingler, Keltler, Normanlar olan İrlanda’nın arkeolojik objelerini görmek isterseniz bu müzeyi kaçırmayın. Seramikler, altın takılar, camlar olan bu müzede hiç kuşkusuz ki sizin de dikkatinizi benimki gibi bataklıktan çıkarılan vücutlar çekecektir. Bazılarının saç ve sakallarını görmek mümkün, bazı vücutlar tam bazı vücutların ise yarısı var. Bunlardan bir tanesi olan “Cashel Man” 2011 yılında bulunmuş ve yapılan incelemeler sonucunda vücudun bronz çağına ait olduğu görülmüş. Buralara kadar gelmişken bunları da görün derim.

National Museum of Ireland – Natural History

Bu müzede tüm hayvanların doldurulmuş halini bulmanız mümkün. Maymun çeşitlerinden, fillere, aslanlardan, arılara, kelebeklere, aklınıza gelebilecek tüm hayvanların cansız halini görebilirsiniz.

National Museum of Ireland – Decorative Arts & History

Burada kullanılan silahlar, üniformalar, gümüşler, seramikler, yerel hayattan esintiler ve kostümler görebilirisiniz. İlginizi çekerse ve bol vaktiniz varsa uğranabilir.

National Gallery of Ireland;

Sanata meraklıysanız, birbirinden güzel tabloları görmeye de buraya gidebilirsiniz. Ayrıca Irısh Museum of Modern Art ve Hugh Lane Galerilerini de mutlaka görmelisiniz.

Yemek konusuna gelirsek, İrlandalıların öyle özel bir yemekleri yok. Patates onlar için çok önemli. “Sweet pateto fries” değişiklik olarak bunu  deneyebilirsiniz. Ben ilk zamanlar havuç kızartması sanmıştım:)))

İrlanda’ya özgü stewlerini (yahni)  denemek için Boxty’e uğrayabilirsiniz. Ayrıca yemek menüsü olan Pub’larda da bu yemeği deneyebilirsiniz. O’ Connel caddesi üzerindeki Murry’s Bar’a uğrayabilirsiniz. Zengin yemek çeşidi olmadığı için, İrlanda’da damak tadınıza göre her ülkenin mutfağını bulmak mümkün. İster Kore mutfağı, ister İtalyan, ister Brezilya mutfağı hepsini bulmanız mümkün. Dublin’de bir klasik olan Bernard Show’a da mutlaka uğrayın. Pizzalarınız bahçesindeki minibüste hazırlanıyor. Yemek servisi çok geç olmadan bitiyor, bu ayrını da aklınızda kalsın.

Canınız tatlı çektiyse, ki siz çekmediyse de gidin derim, Queen of Tart’a mutlaka uğrayın. Tatlıları muhteşem, itiraf etmek gerekirse diğer yerler pek iç açıcı değildi, tatlılar hakkında umudumu kesmiştim ki, burası çıktı karşıma.

Kahve olmazsa olmazınızsa ve her bir yanda gördüğünüz Starbucks’ lardan gına geldiyse sizi şirin mi şirin bir kahveciye alalım. The Jay of Cha…

Ve Publar…

Temple Bar bölgesi publarla dolu… Çoğunda İrlanda müzikleri size eşlik ediyor. O yüzden o pub bu pub deyip istediğinize girip çıkın derim. Eğer bir salı akşamı Dublin’ de iseniz mutlaka Stag’s Head’in üst katına göz atın. Ukulelesini alıp gelenlerle ukulele gecesi yapılıyor, sizler de ekranda beliren şarkıya eşlik edebiliyorsunuz. Ancak biraz kalabalık, bakıp bir iki şarkıya eşlik ettikten sonra yeni yerleri keşfetmeye devam edebilirsiniz. Bu arada minik bir sır, Temple Bar bölgesi turistik olduğundan pahalı oluyormuş ve Dublin halkı buralara pek takılmıyormuş. Onun yerine bir paralelindeki Dame sokağını tavsiye ediyorlar:) Daha hesaplı oluyormuş.

Birkaç Pub Önerisi,

The Living Room; özellikle bir maç günündeyseniz, bu pub tam o güne göre. İrlandalılar ile maç izlemenin keyfini çıkarın.

The Church; 300 yıllık bir kilise olan mekan, şimdi bar ve restoran olarak hizmet veriyor.

Stag’s Head; Dame Street’te yer alan bu pub sakin ve küçük.

Dame Peader Kearney’s ; Burada canlı müzik bulabilirsiniz.

Ve tabii ki Temple Bar bölgesi. Buradaki publar müzik açısından da çok zengin.

Dublin’de ulaşımdan bahsedersek, genel olarak çoğu yer merkezde ve birbirine yakın olduğu için çok fazla otobüs kullanmanıza gerek kalmayacak. Ancak visitor leap card alırsanız, bu otobüs, luas ve dartlarda geçeceğinden Dublin yakınlarındaki sahil kasabaları olan, Howth, Malahide, Dun Laoghaire, Bray, Graystone gibi yerlere bu kartlarla gidebilir ve yolculuğunuzu daha ucuza getirebilirsiniz. https://www.dublinbus.ie/Fares-and-Tickets/Leap-Card/ fiyatlara bu linkten bakıp kararınızı verebilirsiniz. O’Connel caddesi üzerindeki yeşil binadan bu kartları almanız da, konuyla ilgili bilgi almanız da mümkün:)

Dublin’de geçireceğiniz gün sayısı fazla ve yaptığınız liste bittiyse. Dublin’in etrafında görülmesi gereken çokkk güzel yerler var. Yakından başlarsak;

  1. Howth
  2. Malahide  ; Howth ve Malahide hakkındaki yazıma Howth ve Malahide buradan ulaşabilirsiniz.
  3. Dun Laoghaire
  4. Bray-Graystone ; Dun Laoghaire ve Bray hakkındaki  yazıma Bray ve Dun Laoghaire  buradan ulaşabilirsiniz.
  5. Glandolugh – Kilkenny
  6. Galway- Cliff’s of Moher
  7. Cork-Cobh
  8.  Belfast

Glandalough- Wicklow Gap ve Kilkenny Kalesi;

Bu üçüne birlikte gidebilmeniz için tabii ki tur gerekiyor.  Bu turları Dublin’de kolayca bulmanız mümkün, fiyatları değişmekle birlikte 29-33 Euro civarında.

İlk olarak mükemmel doğasına tanıklık edeceğiniz Glandalough’a varıyorsunuz. Sözcük anlamı “İki Gölün Vadisi” olan bu olağanüstü yerde ilk olarak karşınıza bir manastır çıkıyor. Sonrasında yeşillik arasından yürüyüş yaparak ilk göle ulaşıyorsunuz. İlerlediğinizde birçok parkur olduğunu görüyorsunuz. Bunlardan birini seçerek güzel yeşilliğin tadını çıkarıyorsunuz. Ancak turla gittiğiniz zaman bunu yapma şansınız yok.

Turun ikinci kısmında Wicklow Gap denilen ve Ps. I love you, Brave Heart gibi birçok filme ev sahipliği yapmış yerleri görmek ve   iki dağ manzarasına bakmak için duruyorsunuz.

Ve ardından Kilkkeny kalesi. İster güzel korunmuş bu kaleyi gezebilir,  isterseniz ve tabii hava izin verirse güzel çimlerine yayılabilirsiniz. Burada yemek yiyecek zamanınız da olduğundan,  kale sonrasında girin bir puba tadını çıkarın derim.IMG_3906

Glandalough hayali ile bu ülkeye geldiğim için buraya tekrar gidip doya doya tadını çıkarmak istedim. İtiraf ediyorum tur insanı değilim. O yüzden biraz araştırınca buldum ki, her gün St. Stephen’s Green Park’ın yanından Glandalough’a belli bir saatte otobüsler kalkıyormuş. Ve aynı otobüsler belli bir saatte de sizi oradan alıp Dublin’e geri getiriyormuş. Gidiş dönüş ücreti 20 Euro.

IMG_6064 (1).JPG

Güzel bir haftasonunuz varsa bence burada geçirebilirsiniz. Önce seçtiğiniz parkurda yürüyüp sonrasında güzel bir piknik yapabilirsiniz. İddia ediyorum, bu huzura, bu manzaraya, aşık olacaksınız.

Galway – Cliff’s of Moher

Buraya turlarla günübirlik gitmek mümkün, belki fazladan bir yer daha görebilirsiniz. Herkes Galway’in gecesi ayrı güzel deyince bir de vakit bol olunca, biz de bir günümüzü orada geçirmeye karar verdik.

İrlanda’da otobüslere terminallerden o anda aldığınız biletlerle binebilirsiniz. Ancak hepsi aynı mıdır bilmem, şehirler arası otobüsten çok, şehir içi otobüsü gibi her yere uğrayarak gittik Galway’e. O yüzden Aircoach otobüslerini araştırın ve gideceğiniz şehre bir Aircoach ile gidilebiliyorsa onu seçin derim, çünkü expressler ve  tam saatinde orada oluyorsunuz. Bu arada Galway’e tren ile gelmeyi de tercih edebilirisniz.

Galway’de kalmak için tercih ettiğimiz yer, Lynfield Guesthouse  oldu. Hem fiyatı hem konumu iyiydi, ayrıca sahipleri de çok şekerdi. Odaları da temiz ve güzeldi. Kısacası tavsiye edebileceğim bir yer.

Corrib nehri yanında bulunan Galway Dublin’e göre daha sakin bir şehir. Burada görebileceğiniz bazı yerler;

İspanyol Kemeri;

Zamanında İspanyol saldırılarından korunmak için yapılan kemerler, neredeyse 500 yıllık.

Eyre Square;

Bu meydan Galway şehrinin kalbi olarak geçiyor. Çok vakit kaybetmeden bir dolaşıp geçebilirsiniz.

Eyre meydanından hemen sonra Shop streete buradan da quay streete ulaşabilirsiniz. Bu yolları takip ederseniz de İspanyol kemerine ulaşmanız mümkün. Lynch Kalesi ise Shop street üzerinde.

Anlayacağınız üzere çok büyük bir alan değil. Ancak bu sokaklarda mağazalara bakarken ve en çok da sizi büyülen müzik gruplarını dinlerken, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

Chatedral Our Lady Assumed into Heave St. Nicholas

Burayı da şehri keşfederken, bilmeden bulduk. Benim bugüne kadar gördüğüm en etkileyici katedrallerden bir tanesi, eğer zamanınız olursa içine mutlaka uğrayın.

Galway’in gece hayatı bahsettikleri kadar eğlenceli ve güzel. Her yerden müzik sesleri geliyor. Ben sizin yerinizde olsam bir yerde asla kalmam. Gözüme güzel gelen publara girer, kulağıma hoş gelen müzikleri dinler sonra, diğer bir puba geçerim. Başlangıç olarak, The Front Door ve Quays Bar’ı önerebilirim.

Galway’de ikinci gün Cliff’s of Moher günü. İrlanda’lara kadar gelmişken bu güzelim doğa harikasını kaçırmak olmaz diye, oraya nasıl gidileceğinin başka yolunu da bilmediğimizden tur aldık. Gerçekten görülmesi gereken güzel yerlerden. Eğer Galway’de kalacak zamanınız yoksa, tur alın ama ne yapın edin  buraya gelin.

IMG_4797 (3).JPG

Hatta Galway’de kalabileceğiniz gün sayısı fazla ise muhteşem manzarasıyla Connemara’yı da görmek isteyebilirsiniz.

Cork-Cobh

Cork İrlanda’nın ikinci büyük şehri. Ve buralara kadar gelmişken görülmesi gerekir diye düşündüm.

Buraya da tur almanız mümkün. Ben tursuz gidişi anlatacağım.

Daha önce bilet almadan, yalnızca internetten saatlerine bakarak, Dublin, Aston Quay’den Aircoach otobüsüne bindim. Ama tavsiyem bileti internetten almanız, otobüslerde daha pahalı olabiliyor. 3 saat süren bir yolculuğun ardından Cork’a vardım. İlk hedefim Cobh olduğundan tren istasyonunu bularak Cobh’a  geçtim.

Cobh’a gelme nedenim altta gördüğünüz fotoğraf. İrlanda’ya gelirken ülkenin simge fotoğraflarından biri olan bu yere gideceğime söz vermiştim. 20 dakikalık bir tren yolcuğunun ardından Cobh’a varıyorsunuz. Cobh sahil kasabası aynı zamanda 14 Nisan 1912’de batan Titanik’in uğradığı son liman.

IMG_5119 (2).JPG

Bu renkli sahil kasabasında güzel bir yürüyüş yapıp, rengarenk evlerin fotoğrafını çekebilrisiniz. Ayrıca ilginizi çeker ise Titanik sergisini gezebilirsiniz. Ben burada 2 saat kalarak Cork’a geçtim.

Aircoach’a en son sefer saatini sorup, Cork’taki zamanınızın tadını çıkarabilirsiniz. Şayet ben öyle yaptım. Ve bu saatleri merkezde geçirdim. Doğrusu burada pek görülecek yerlere bakmadan, ayaklarımın beni götürdüğü yere gittim. Lee nehrinden karşıya geçerek St Patrick yolundan devam edip kalabalığa karıştım. Burada görülmesi gereken yerlerden biri 1788 yılından beri var olan, kapalı pazar English Market. Burada mağazalara girip çıktıktan sonra, nehri takip ederek, Saint Fin Barre’s Cathedral‘ine ulaştım.

Sonrasında bir yerlerde yemek yedim. Bu yemek işlerini genelde doğaçlama yapıyorum. Ve güzel bulduğum bir  puba giriyorum.

Bu arada önemli bir not İrlanda’da bulunduğunuz zamanlarda bir Rugby maçına denk gelirseniz, mutlaka pubda İrlanda’lılarla birlikte izleyin. Ve muhteşem dillerinden yerel bir şeyler kapmaya çalışın.

Cork ile ilgili küçük bir uyarı,aksanları farklı ve anlamak daha zor, o yüzden anlayamadığınız cümleler için, kendinizi kötü hissetmeyin.

Belfast,

Gidemediğim ve içimde kalan bir şehir oldu. Belfast , Birleşik Krallığa bağlı. İrlanda vizesiyle geçmeniz legal mi değil mi ben çözemedim. Normalde İrlanda vizesiyle, Birleşik Krallığa geçemiyorsunuz. Ancak, turla geçiyorsanız kimse size vize sormuyor. Tren veya otobüsle geçerken de sorulacak herhangi bir yer yok diyorlar. Ama bazen otobüslerde kontrol olabiliyormuş. Kontrol olduğunda bir sorun yaratır mı bilemiyorum. Ama turla gitmekte fayda var.

Gidenlerin çoğu da turla gidiyor. Gelmeden önce araştırdığım kadarıyla eğer Belfast’te kalmak gibi bir niyetiniz yok ise turla gitmek çok daha mantıklı. Birkaç tur söz konusu olduğu için yazmak istedim. Titaniği kapsayan tur genelde pek beğenilmiyor. Ancak yaptığım araştırmalarda Rope Bridge ve Giants Causeway’ uğrayan ve turun son bölümünde isteğe göre  siyah taksiyle Belfast tarih turu  yapılan  tur çok ilgimi çekmişti bilginize…

Bu da böyle bir İrlanda yazısı olsun.Aklınıza takılanlar olursa sorabilirsiniz. İrlanda görülecekler listenizde yer almıyorsa, mutlaka ekleyin derim, zaten varsa da fazla geciktirmeyin…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s