HAYAT CESUR OLANLARIN YANINDA

U dönüşü başlığını yazmaya başladığımdan beri, bu satırlarda  yer alan herkes bir şekilde  hayatımın bir yerine dokundu ve orada kalmaya devam ediyor.  Bunlardan sonuncusu ise Lora Sucuyan…

Bir patron şirketiyle yola çkan, ardından esen rüzgarlarla  başka başka limanlara uğrayan, son durağı Turkcell olan Lora Sucuyan, iç sesinin desteğiyle kendini yola atanlardan. Yol da onu, ona bağlı kalan herkese yaptığı gibi, güzel tesadüflerle bugünlere getirmiş… Şimdilerde onu heyecanlandıran, yeni bir oluşum içinde. Bu güzel heyecanın adı da HOCUSFOCUS. İçinde gönüllü turizminden, kurumsal sosyal sorumluluk danışmanlığına, koçluktan, kişisel gelişime ve değişik etkinliklere uzanan ve her biri kendi uğraşı olan bir sürü çalışma var.  Eğer merakınız varsa veya bu konularda yardıma ihtiyacınız varsa  www.hocusfocus.co adresinden bir bakın derim. Kendi bloğuna bir göz atmak, gönüllülük ile ilgili yazılarını okumak isterseniz, kendisini http://www.benvesaire.com adresinden takip edebilirsiniz. Onun  haşarı ve samimi enerjisine girince,  ayrılmak istemeyeceğinizi de  bilin isterim.

Son olarak  itiraf etmem gerekir diye düşünüyorum, ben en çok Afrika’da  yaptığı gönüllülük  işlerine bayıldım… Benim de hayalim olduğu için midir bilinmez, en çok bu konu üzerine gidip, merakımı gidermeye çalışmış olabilirim. E yapayım kendime arada bir böyle ayrıcalıklar… Hem belli mi olur, senin de hayalinin bir köşesindeyse bir gün sen, ben ve Lora hep birlikte bir yolculuğa çıkarız. Afrika’ya doğru…

Kurumsal hayat sizin için  nasıl başladı?

Ben Bankacılık  ve Finans mezunuyum. Başlangıçta, iş hayatında deneyip yanılmaktansa, staj yaparak deneyip yanılmayı tercih ettim. Üç farklı bankada staj yapma imkanı buldum. Ve vardığım sonuç hiçbirinin bir diğerinden farklı olmadığıydı. Bu böyle olmayacak deyip bankacılıktan uzak durdum. İlk olarak uzak doğu  ile ticaret yapan bir firmada çalışmaya başladım. Burada ithalat ve ihracat yapıyordum. Patron şirketi olması sayesinde ,  bugün dahi iş hayatımı devam ettirebileceğim çoğu şeyi patronumdan öğrendim.

İş hayatında değişim bir şekilde oluyor, sizinki nasıl gelişti?

Bir süre sonra orası bana yetmemeye başladı.  Patronumun da sen artık kurumsal hayata geçmelisin teşvikleriyle, Turkish DO & CO Catering  şirketinin satın alma bölümüne geçtim. Gıda dışında olabilecek her şeyin satın almasını yapıyordum. Bir sonraki durağım bir ilaç firması oldu. Ve ben bir anda kurumsal taraftan müşteri tarafına terfi ederek kameranın önüne geçmiş oldum. İlaç sektörü inanılmaz sakin ve rahattı. Ve bu rahatlık beni rahatsız etti. Ben tam sıkılma evrelerindeyken bir head hunter tarafından görüşme teklifi aldım. Bu arada benim çok büyük hedeflerim hiçbir zaman olmadı. Nerede çok şey öğrenebileceksem orada çalışayım istiyordum. Sonrasında görüştüğüm firmanın Turkcell olduğunu öğrendim.  Beş görüşmenin sonunda işe başladım ve 8 yılın ardından da istifa ettim. Turkcell için şunu çok rahat söyleyebilirim, orası çok güzel bir akademi oldu benim için.

BENİ NE MUTLU EDER?

Benim en merak ettiğim kısma gelirsek, Afrika ve gönüllük işleri hayatınıza hangi dönemde ve nasıl girdi?

Aslında ben küçüklüğümden beri hayvanlarla bir aradayım. Ancak sosyal sorumluluk projelerine Turkcell’de çalıştığım sıralarda daha da bir ağırlık verdim. Uzun bir çalışma hayatının ardından, ufaktan ufaktan stresimin arttığını fark ettim. Ve  beş yıl boyunca tatile çıkmadığım gerçekliğiyle yüz yüze gelince, Amerika’da yaşayan bir pilot arkadaşımla Amerika’nın güneyini karavanla gezme kararı aldık. Biletimi alacağım gün arkadaşım, Türkiye’ye  iş görüşmesine geleceğini ve planı ertelemek zorunda olduğunu söyledi. Planladığımız tatil bayram tatiline denk geliyordu ve buna ek bir sonraki haftayı çoktan iznime dahil etmiştim bile. Bir karar vermem gerekiyordu ve tatilimi ertelememe kararı aldım, zaten yıllardır erteleyip duruyordum. Ve kendime neyin beni çok mutlu edeceğini, neyi yaparsam benim için kocaman bir ödül olacağı sorusunu sordum. Ve cevap netti: vahşi hayatta olmak… Böylece rotamı Güney Afrika’ya çevirdim.

Güzel bir tesadüfle Güney Afrika  hikayelerinize doğru adım atmış oldunuz. Güney Afrika’da yetimhanelere mi gittiniz gönüllü olarak?

Herkes beni ilk olarak Gana’da yetimhanede çalıştığım halimle biliyor. Oysa benim için Güney Afrika kapısını açan,  yetimhaneden çok daha zor şartları olan ve 20 gün süren maymun çiftliği deneyimim oldu. Tatil için Güney Afrika kararını verdikten sonra, bir çiftlik buldum ve görüşüp, kabul edildim. Ve kendimi orada kafes temizlerken buldum. Bir  sonraki sene yeniden Afrika’ya gideceğim dedim kendime. Sonrasında tüm tatillerimi eğitim veya gönüllülük işleriyle geçirmeye devam ettim. Çiftlikten sonraki yıl Gana’ya yetimhaneye ve daha sonrasında da Uganda’ya bir koruma evine gittim. Gerçekleştirmek istediğim bir proje var. Eğer gerekli finansmanı bulursam, bundan sonraki rotam hep Uganda olur diye düşünüyorum.

Maymun çiftliği mi, koruma evi ve yetimhaneler mi, hangi deneyim daha iyiydi?

İki deneyim birbirinden çok farklıydı. Sanırım çiftlikte çalışmak  daha iyiydi. Çünkü çiftlikte kafesleri temizliyosun ve içerisinde maymunlar da var. Çıkartılmıyor onlar. Senin çömez olduğunu anlayınca başına oturuyorlar, omzuna çıkıyorlar, kıyafetinden içeri giriyorlar. Seninle oyun oynuyorlar.  O deneyim çok daha farklıydı. Bir de doğanın içinde gerçek Afrika’dasın. Çeşmede bulaşık yıkıyorsun,  o sırada birden zebralar geçiyor. Tam bir yerden geçiyorsun, bir bakıyorsun babunlar. Vadiye yürüyüşe çıkıyosun, yılanla karşılaşıyorsun.  Diğerinde çocuklarla daha steril bir ortamdasın.  Çiftlik gerçek Afrika olduğu için daha güzel bir deneyimdi.

Kulağa biraz tehlikeli gelmiyor mu?

Afrika’da her yer tehlikeli hayvan dolu ancak limitini bilmek gerekiyor. Onlarla fazla uğraşmamak lazım. Mesela babunlar;  ben gittiğimde  çiftleşme mevsimleriydi. Bu zamanlarda  dişi ve erkeklerin tam arasından geçersen sana saldırabilirler, o yüzden çok tehlikeli. Zebralara yaklaşmaman lazım. Çok dikkat etmen gerekiyor. Sevebileceğin tek hayvan çiftlikteki kedi ve köpekler. Maymunlar izin verirse sevebiliyorsun. O yüzden alıp mıncıklaman kesinlikle mümkün değil. İyi anlaşman lazım, onların izin vermesi lazım. Çok yoruluyordum ama aynı zamanda çok güzel ve değişik bir deneyimdi.

Korkutucu bir yanı var mı Afrika’nın? Başınıza bir şey geldi mi?

Geçenlerde biri bu soruyu sorana kadar hiç aklıma gelmemişti bile, korku. Sadece Ruanda ve Uganda sınırında biraz zorluk yaşadık. O da gece yarısı geçtiğimiz için. Sınır aşina olduklarımızdan çok farklı… Toprak bir zeminde, 300 metre yürüyorsun, bariyerden geçiyorsun ve Uganda’dasın. Gecenin karanlığında, kamyonların arasında yürüdük. Sanırım bir tek orada korktum..

image1 (4)

Uganda’daki koruma evinden bahsedersek… Burada neler yapılıyor?

Bu evde çok tatlı bir kadın var. Yıllarca Amerika’da yaşamış, sonrasında kendi köyüne geri dönmek isteyen siyahi bir kadın ve aynı zamanda bir psikolog. Uganda’nın yerli köylerindeki travmatik çocukları kendi evine alıyor, okutuyor onları. Üniversiteye yolluyor ve uçmalarına vesile oluyor. Yalnızca travmatik çocuklara değil,  köydeki tüm çocuklara faydası dokunuyor.  Şöyle ki öğlen dahil çocukların yemek yemesi bir mucize orada, o çocukların öğle yemeği yemesine katkıda bulunuyor.

Finansmanı nasıl sağlanıyor bu koruma evinin?

Kadının bağışçıları sayesinde finansman sağlanıyor. Kendisi çok güzel organize oluyor. Amerika’da da ona destek olan arkadaşları var. Uganda’da turizm yapan arkadaşları var. Onlar da destek veriyor. Bir de çok güzel bir hikayeleri var… Bir teyze onun  kapısının önüne her gün  süt  bırakıyormuş. Kapının önünde süt buluyorlar ama kimin bırkatığını bilmiyorlar. Sonradan öğreniyorlar ki,  tahminen 90-100 yaşlarında  bir kadın, çocuklar süt içebilsin diye, kapıya süt bırakıyor. Bu şekilde yavaş yavaş, başka kişiler tarafından da  kapıya bir şeyler bırakılmaya başlanıyor. Bunlar tabii ki büyük şeyler değil, bir şişe süt, birkaç muz gibi. Bahçede lahana ıspanak gibi sebzeler de yetiştiriyorlar.  Bir şekilde idare ediyorlar. Ama paraya da ihtiyaçları var. Onu da bağışlarla hallediyorlar. Birde çanta üretiyorlar. Mesela ben oradan 43 tane çanta alıp Türkiye’de sattım. Ve 43 çanta ile, 23 çocuğun okul masrafı kapandı.

Bu yaşadığınız deneyimleri başkalarına da yaşatmak için, gönüllü turizmini yapmaya başlayacaksınız. Bu tam olarak nedir?

Örneğin maymun çiftliğine Türkiye’den herhangi bir gönüllülük başvurusu olduğunda yıllardır bana yönlendiriyorlar. Uganda’daki koruma evi, benim çocuklarım çok değerlidir, bu nedenle başvuran kişilerin ilk mülakatını sen yap diyor. Aynı zamanda gidecek olan kişinin de soruları olacaktır. Aslında tam olarak iki tarafa da danışmanlık yapacağım.

Gönüllü  turizm danışmanlığı koruma evi ve maymun çiftliğiyle mi sınırlı olacak?

Danışmanlık yapacağım yerleri, öncesinde ben görüp, deneyimlemek, sonrasında gitmek isteyen gönüllere öneride bulunmak istiyorum. Bu nedenle birkaç yere daha gitme planım var.  Daha çok hayvan tarafında gidip, görmek, deneyimlemek istediğim yerler var. Bir de Afrika’da her yetimhaneye veya her çiftliğe gitmek uygun değil. Bazıları gönüllüleri çok çalıştırabiliyor. Ayrıca kalınacak yerler de önemli. Evet lüks içerisinde olan yerler beklemiyoruz ama biraz daha temiz olması gerekir. Bunları danışanları yönlendirmeden önce benim gidip görmem lazım. Şimdilik koruma evi ve maymun çiftliği dışında Capetown’da yunusların rehabilite edildiği bir çiftlik var, onun da bilgisini paylaşacağım.  Başlangıç olarak, çok fazla dağılmadan az ve öz ilerlemek istiyorum.

Bir gönüllünün Afrika’ya gitmeden önce nelere hazırlıklı olması lazım? Hastalık felan kapma ihtimali de var  işin içinde…

Orada muhteşem, lüks bir hayat yok. Mesela günde bir kova suyla yıkanabiliyorsun. Bir karar vermen lazım ya saçını ya vücudunu yıkayacaksın. Hastalık konusuna gelirsek, gitmeden önce sarı humma aşısı oluyorsun. Sıtma için de hap kullanıyorsun. Gece dışarı çıkarken uzun kollu giyinmek zorundasın. Kremler kullanmak durumundasın sinekler için, gerçi çok da etkili değil o kremler. Önlemini aldığın sürece, hiçbir şey olmuyor. Ayrıca da olursa orada olsun düşüncesindeyim ben. Alışkın oldukları için ne yapılması gerektiğini çok daha iyi biliyorlar.

Böyle bir Afrika macerasına atılmaya karar verdik. Ne kadar uzunlukta  olmalı bu süreç? Kısacası işlerden ne kadarlık bir izin alınmalı,

Böyle bir şey için 10-15 günlük bir süre ayrılması gerekir. Daha kısa süre için gidildiğinde Afrika’nın sana kendisini tanıtmasına,tanıştırmasına izin vermeyeceksin. Bir de öyle farklı bir kıtaya gidiyorsun ki, ben nereye geldim oluyorsun.  Ertesi gün geri döneyim ben diye düşünüyorsun. Ama tanıdıkça, çok seviyorsun. Gidip de hemen dönmek isteyen olmadı.

FB_IMG_1519739195669

ÖYLE YADA BÖYLE BU HAYAT BENİ GÖTÜRÜR

Aslında yeni bir heyecanınız var; Hocusfocus… Gönüllü turizmi burada yapacağınız işlerden yalnızca biri, bir  diğeri de kurumsal sosyal sorumluluk danışmanlığı… Ne yapacaksınız kurumlar için?

Kurumsal şirketler kendi markalarıyla örtüşmeyen projelere dahil olmuyorlar. Onlar için kurumları ve markaları özelinde projeler tasarlıyorum.  Kısaca, kurumlara, şirketlere kendi markalarına, duruşlarına özel devamlılığı olan sosyal sorumluluk projeleri geliştireceğim. Kurumsal firmalara bu konuda danışmanlık yapacağım.

Bir diğer çalışma alanınız da koçluk olacak. Burada nasıl destek sağlıyorsunuz danışanlarınıza?

Turkcell’de çalıştığım zamanlarda koçluk eğitimi aldım. Hocusfocus’un kapsamında yer alacaklardan biri de bu. Hem kişisel gelişim koçluğu, hem de  ergen koçluğu olacak. Ayrıca Beyaz yakalılar ve çocuklar için  gelişim atölyelerimiz var. Beyaz yakalılara “deneyimle” , “interaktif ol” diyerek farklı bakış açıları kazandırmayı amaçlıyoruz. Çocuklarda ise oyunlarla oluşturduğumuz atölyelerde özgüven kazanmalarına ve karşılaştıkları sorunlara daha  yapıcı çözümler üretmelerine katkı sağlıyoruz.  Bunların dışında bir de etkinliklerimiz var.

Etkinlik kapsamında bizleri neler bekliyor?

Şimdilik düzenlediğimiz etkinliklerden biri Astrosailing. Astroloji ve yelkenciliği bir araya getirdiğimiz bir etkinlik. En fazla 9 katılımcıyla yaptığımız bu etkinlikte, seyir halindeyken astroloji konuşuyoruz. Her katılana özel yıldız haritası çıkarıyoruz ve kişi özelinde  konuşuyoruz. Etkinliklerimizden bir diğeri de  yaratıcı düşünme ve yazım becerileri. Bu eğitimleri çocuklarla sık sık yapıyorum. Ama asıl isteğim bu eğitimleri yetişkinlere  vermek. Çünkü çocuklar, halihazırda hayal güçleri geniş, hayal üretebilen yaratıcılar aslında. Ancak bizler yetişkinler olarak, bunu çoktan toprak altına gömmüşüz. Bu tarz çalışmalara daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Peki kurumsal hayata geri dönersek, istifa ederken aklınızda bugün hayata geçirdiklerinizin bir planı var mıydı?  Yoksa yol mu sizi buralara kadar getirdi?

Mantıken hiçbir plan yapmadım. Plansızdım işten ayrıldığımda. Hislerime güvenerek karar verdim. İş yerinde inanılmaz derecede stresli çalışıyorduk. Artık tükenmiştim. İte kaka gidiyordu. Hem iş arkadaşlarıma, hem kendime çok büyük haksızlık yaptığımı düşünmeye başlamıştım. Dedim ki öyle ya da böyle, bu hayat beni götürür.

Peki hayat gerçekten götürdü mü sizi güzel yerlere? Neler oldu bu süreçte?

Ben şu an için bir yola çıktım. Yavaş yavaş emekliyorum ve yürümeyi öğreneceğim. Birde   öyle bir şey ki yola çıktığında yol seni öyle bir götürüyor ki hiç bilmediğin, tanımadığın, ortamına alışkın olmadığın yerlerde buluyorsun kendini… Bir insan bir insanı getiriyor. O insan başka bir insanı. Farklı bir sürü insanla tanışıyorsun. Bazen bir kapıyı kapatmak ve yeni açılan kapıdan geçmek istiyorsun. Ve biliyor musun bence hayat cesur olanların yanında…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.