BANKACILIKTAN, İŞLETMECİLİĞE

U Dönüşü yapanların bu sefer ki konuğu uzun yıllar süren bankacılık kariyerini bırakarak, bu yılın başında işletmeciliğe adım atan Yaman Kuleli…

Çalışma hayatına daha henüz 6 yaşındayken, babasının bakkalına giderek başlayan ve sonraki yıllarda da hiç bırakmayan Yaman Kuleli ile bakkaldaki günlerinden, Burger King’in ilk restoranında çalışmasına, YKM’de geçirdiği günlerden, kariyerini bıraktığı Garanti Bankası’na kadar, yaşadığı tüm kurumsal deneyimleri konuştuk. Ve tabii ki en çok merak ettiğimiz Set Up(Burger/Pizza)’yı devralma hikayesi ve kurumsal hayattan, kendi işletmesine geçiş serüvenini özellikle sorduk.

Aslına bakarsanız  bir kez daha fark ettim. Hayat sizi hep bir şeylere hazırlıyor. Bence Yaman Kuleli de bu günlerine hazırlanmış gibi. Bakkalda esnaflığı ve çalışma disiplinini öğrenmiş, bankadan da sistemselliğin ve ölçülebilirliğin değerini almış. Ve okuyacağınız üzere daha neler neler katmış kendine, bugünlere gelene dek. Burayı yönetirken,  esnaf gibi bir işletmeci olmaya önem veriyorum diyen Yaman Kuleli yakında yeni kimliği ve restoranlarıyla da karşınızda olacak. İnsanın olduğu yerde hata vardır deyip, sistemsel çalışmanın önemine inanan Yaman Kuleli çok yakında bu sektöre vazgeçilmeyecek sistemsel yenilikler sokarsa çok da şaşırmayın..

Hadi gelin bu sıra dışı hikayeye bir göz gezdirin. Yolunuz düşerse çok  yakında  yeni kimliğiyle karşınızda olacak, Kayzer’e de uğrayıp kendisinin bir çayını içersiniz artık.

ÇOCUKLUĞUM BANA ŞU ANKİ ÇALIŞMA DİSİPLİNİMİ VEREN GÜZEL BİR ÇOCUKLUKTU

İş hayatına ilişkin hikayeniz nasıl başladı?

Ben 6 yaşımdan beri çalışıyorum. Hiç boşum yok. Askerlik dahil çalıştım. Babamın bir bakkalı vardı, sabahları gözümü açar açmaz birlikte bakkala giderdik. 6’da açardık dükkanı. Etrafta kuşlar var, kediler var, bir de biz varız.  O zaman tabii sorardım, baba biz neden dükkanı bu saatte açıyoruz diye. Babam  dükkana müşteriyle beraber girmemem  gerektiğini bana bu şekilde aşıladı. Dükkanı müşteriden önce açacaksın ki, tüm hazırlık safhalarını müşteriler gelmeden önce  yapabilesin.

İş hayatına bayağı erken başlamışsınız. Neler yapıyordunuz bakkalda, nasıl geçiyordu günler?

6 yaşındaki çocuğa  verilebilecek görevler  belliydi. O zamanlar her içecek kasalı ve depozitoluydu. Dolayısıyla insanlar depozitoları almak için şişeleri geri getirirlerdi. Benim tek görevim, o şişeleri kategorize edip, kasalara koymaktı. İşim bittiğinde sabah mahalleye gider top oynardım. Öğlen gelirdim bir tur daha yapar, yemeğimi yer, yeniden oynayıp, sonra akşam bir tur daha yapardım. Bu yaz tatillerinde böyleydi.  Okul döneminde ise sabah okula, öğlen bakkala giderdim, sonra ödevlerimi yapardım, ardından eve dönerdim. 10 yıl bu şekilde çalıştım. 16 yaşıma geldiğimde dükkan kapanmıştı. Esnaflığı da orada öğrendim. Bakkalın bir yanında kasap, öbür yanında pastane, onun yanında fırın, onun yanında yoğurtçu vardı. Hepsinde çalıştım. Kemik de ayıkladım, yazın sıcağında 1200 derece fırını açıp ekmek de çıkardım, pastanede ay çöreği nasıl yapılır onu da öğrendim. Yoğurt da sattım, kahvehanede çayda… Çocukluğum bana şu anki çalışma disiplinimi veren güzel bir çocukluktu.

Okul hayatınızdan bahsedersek?

Siyaset sevdiğim için İstanbul Üniversitesi  Meslek Yüksek Okulu’nda,  Avrupa Birliği Bölümü’nde okudum. Okuduğum bölümden sonra baktım ki benim hayatım okuduğum bölümle olacak bir şey değil. YKM de çalışırken bir de gönlümün istediği bir bölümde okumak istedim. İstanbul Üniversitesi’ni de çok sevmiştim. O yüzden İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nü tek tercih olarak yazdım ve kazandım. 4 yıl Edebiyat Fakültesi’nde okudum. Her gün takım elbiseyle okula gelip, sonrasında işe gidiyordum.

BİR GÜN AYAKKABI ALMAYA GİTTİM, KENDİMİ YKM’DE ÇALIŞIRKEN BULDUM

Okurken de sürekli olarak çalıştınız mı?

Üniversiteye başladığım yıl, Burger King’in ilk restoranı olduğunu bilmeden,  part time çalışmaya başladım. Sabah okula giderdim, ardından işe. Kasada da, arkada hazırlık kısmında da bulundum, gece vardiyası da yaptım. Gece vardiyasında, restoran 11’de kapanır, sabaha kadar temizlik yapılırdı. Tuvaletin derzilerine kadar temizletirlerdi bize. Düşünürdük neden buralara kadar temizliyoruz diye. O da benim için başka bir disiplin oldu. Şimdi ben de dükkanımda bu tarz şeylere çok önem veriyorum.

Peki YKM maceranız nasıl başladı?

Bir gün ayakkabı almaya gitmiştim. Gitmişken başvuru formu doldurdum ve orada işe başladım. Oradaki ilk işim paket vermekti. Burger King’den sonra oraya geçince bir süre insanlara paketi verip, “afiyet olsun” dedim. Ardından beni kasaya geçirdiler.  Klavyem hızlı, dikkatim de iyi olunca, kasanın başına geçtim bu sefer. Oradan da kredi reyonuna. 2000 senesinde YKM ile Garanti Bankası bonus kartı çıkardı. 17 Nisan 2000 sabahında ilk bonus kartını da ben verdim. O dönemde Garanti Bankası satış ekibi YKM’de benim sorumluluğum altında kart satardı. 2004 yılına kadar böyle  devam etti. Sonrasında da ben askere gittim.

Döndüğünüzde kaldığınız yerden devam mı ettiniz?

Döndüğümde, YKM’de genel markada çalışmak istiyordum, ancak pozisyon bulamadım. Garanti Bankası’nda kart satışı pozisyonu açıktı, çağırdılar ve görüşmeye gittim. Zaten hepsiyle önceden tanışıyordum. Tamam kabul ediyorum ama ben burada sadece bir yıl çalışırım, çünkü benim ideallerim başka, bir yıl sonra içeride pozisyon oluştuğunda beni oraya almanızı rica ediyorum dedim. 13 Aralık 2004’de girdim, bir sene sonra,  içeride pozisyon yokmuş saygı duyuyorum, deyip, 13 Aralık 2005’de istifa ettim. Ertesi gün dua ettim Allah’ım gönlüme göre ver diye. Ve saat sabahın  8’inde beni işten arayıp, eski müdürümün benimle görüşmek istediğini söylediler.  Müdürüm  çok düşündüğünü ve beni içeriye almak istediğini söyledi. O zamanlar üye iş yerlerinde kart satan ekipler vardı, görüşme sonucunda  o ekiplerin yönetimi kısmına geçiş yaptım. Bu işi daha iyi nasıl yaparız, bu işi nasıl geliştiririz diye, hafta sonları dahil çalıştık. Sonrasında  Genel Müdür Yardımcımız değişti, onunla beraber başka bir birimden,  Outsource Management (Dışkaynak Yönetimi) tarafı da bize aktarıldı, ben de onun başına geçtim. İş tamamen iptidai bir şekilde yapılan bir işti. Burada da bir sistem kurguladım. 5 yıl burada çalıştım.  O işi devredince, Data Analitiği kısmına geçtim. Burada da  içeride yapılan işleri nasıl arttırabiliriz, trafiği nasıl doğru yönetebiliriz kısmıyla ilgili olarak çalıştık.

IMG-20181101-WA0004

TEK BİLDİĞİM ARTIK BANKACILIK YAPMAK İSTEMEDİĞİMDİ

Kurumsal hayatta bu kadar da başarılı  devam ederken neden bırakma kararı aldınız, neydi sizi bu karara iten sebep veya sebepler?

Ben biraz aykırı bir tipimdir. Bu söyleyeceklerim tamamen benim fikrim ve tartışmaya açıktır, genelde büyük kurumlar yukarıya taşıyacakları kişilerin, biraz daha yönetilebilir olmasını tercih edebiliyorlar. Ve benim de karşıma şu çıktı. Yöneticiyim ama karşıma müdürlükle ilgili hiçbir şey çıkmıyor. Üstüne  müdür havuzları oluşturuluyor. İstisnasız tek seçilmeyen de benim. Dedim ki benim seçilmeme sebebimi benimle paylaşırsanız eğer, ben naçizane bir sonraki dönem için o eksiğim neyse onu tamamlayayım. Ancak cevap alamadım. Sonra düşündüm ki  belki de ben yanlış yerdeyim. Tamamen ayrılmadan önce başka bir  birime geçtim. Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı , sen de istersen senin ismini önereceğim dedi. Ben de kabul ettim.  Çalışırken, yaşadıklarım sonucu gördüm ki yöneticilerimle aynı yöne bakmıyoruz. Son olarak da haklı olduğumu düşündüğüm bir konuda, olumsuz bir durum yaşadık. Yine müdür havuzları oluşturuldu, ben yine yoktum. Bunun nedenine dair yine bir cevap alamayınca, görüşmenin sonunda, benimle ilgili kariyer planı düşünmediklerini anladığımı söyleyip,  bu saatten sonra onlarla çalışmayı düşünmediğimi ekledim.

Bankadan ayrılırken bir plan yapmış mıydınız?

Tek bildiğim bankacılık yapmak istemediğimdi. Evet başka bir bankaya geçebilirdim ama attan inip eşeğe binmek istemedim açıkçası. Garanti’den çıkacaksam daha büyük  yerlere giderdim. Ancak bazı aşamalarda yaş önemli, yaş ilerleyince, deha bile olsan alıcın çıkmıyor. Bir de ben bunun içerisine girmek istemedim. Kayınpederim, ayakkabı tabanı imal ediyor. Onun yanına gidip sana yardım edeyim dedim. Çünkü benim tek idealim var, o da çocuklarımın okul parası. İstifa kararımı almamda bu fikir yardımcı oldu, bir de tabii tazminatımı da alabilir durumdaydım.

Aileniz bu süreci nasıl karşıladı?

İlk iş olarak eşimi ikna etmeye çalıştım. Çünkü kadınlar haklı olarak konfor alanlarını korumak istiyorlar. Evet bir takım edinimlerimiz var ama o hayatının düşmesini yine haklı olarak istemedi. Sonuç olarak düşünmemiz gereken iki de çocuğumuz var. Sonrasında onu tehdit etmeye başladım. Bu sistemden çıkacağım. Çünkü eğer çıkmazsam, sağlığımı kaybederim  dedim. O da sonunda illaki bir şeyler yapacaksan tamam, sana güveniyorum, diyerek ikna oldu.

Böylece istifanızın ardından kayınpederinizle mi çalışmaya başladınız?

2017 Aralık’da işimden istifa ettim. Ve kayınpederimin yanına gitmeye başladım. Orada da herşey iptidai ve eski model. Maliyet hesaplarken, kayınpederim birine kuru soruyor, o orada kur şu diye bağırıyor, çekler tipe göre alınıyor falan. Hepsini sisteme alırız diye düşündüm, bir de yalnızca iç pazarla çalışıyorlar, yurt dışına nasıl açılabiliriz onlara baktım. Kısaca orada yapılacak çok iş vardı. Benim kafamda oraya oturup, kayınpederimin düzenini bozmadan oraları bir şekilde düzenlerim fikri oluştu. Sonra kayınpederim,  Yaman bizim sektörde çok iyi para kazanılır, ama bir anda da batabilirsin. Çok riskli. Sen daha önce yeme içme sektörüne girdin, oradan uygun bir şey bulabilirsen, öyle bir işe gir, bu iş kaçmıyor, ben buradayım dedi.  Peki deyip, yeme içme sektöründe bir yerlere  bakmaya başladım. Bir de  babamdan biz hep üretimi gördük. Ben yine o alanlara girmek istiyordum. Üzerine bununla ilgili olarak MSA’da profesyonel yiyecek içecek işletmeciliği sertifikası aldım.

Daha önce yeme içme sektöründe deneyiminiz var mıydı?

2014 yılında Bozcaada’da Zübeyde Hanım çay bahçesi devrediliyordu.  Bankadan  istifa eden bir arkadaşım, Yaman burası devrediyor, beraber devir alalım mı diye sordu. Kenarda birikmiş bir param vardı,  hiç kimseye sormadan, yapalım dedim. Başına kardeşim geçti, onunla da ortaktık. Orayı 3 sezonda kahvehaneden, Retro bir çay bahçesine çevirdik. Arka tarafına kültürel bir alan yaptık. Enver Aysever’in gösterilerini yaptık. Pikabımı, plağımı getirip insanlara müzik yaptım. 15 Temmuz darbe gecesinde en iyi ciroyu yaptıktan sonra, işler bıçak gibi kesildi. Kurduğum bütçenin %35’i gidince, sevimsiz bir hale geldi. Biz de tekrar geri verdik. Orası da bana şunu öğretti, başında durmadığın bir işletmeyi belli bir noktaya getiremezsin. Profesyonel hayatta biz süreçlerle çalışırız. Bir demlik çaydan kaç adet çay çıkıyor, masalar kaç saat çalışıyor. Bunların hep ölçülmesi lazım. Ölçemediğin şeyi yönetemezsin. Ancak ölçersen, sezinlersin ve bir şeylerin önüne geçebilirsin..

IMG-20181101-WA0001

ONA KENDİ RUHUMU VERDİM ŞİMDİ SIRA KİMLİĞİNDE

Peki Set Up hikayesi nasıl gelişti? 

İlk önce başka bir yer için görüştük ama orada anlaşma sağlayamadık.  Set Up ‘ın sahibiyle Bozcaada’dan tanışıyoruz, benim oradaki işletmeme gelmişti dolayısıyla nasıl iş yaptığımı da biliyor.  Bir gün Set Up’da çocuklarla kahvaltı ederken, oranın sahibi sen gerçekten bu işi yapmak istiyor musun diye sordu. Evet deyince, eğer sen başında duracaksan, Set Up pizza/burger var, ben başında duramadığım için zarar ediyor, hesaplarına gir bak, içine sinerse fiyatı konuşuruz dedi. 3 günde zaten ben rakamları çıkarttım istediği fiyat da makuldü, böylece  anlaşmış olduk.

Neler yaptınız Set Up’ı devraldıktan sonra, neler değişti?

Öncelikle insanların neden gelmediğinin tespitin yaptım. Buna neden olan şeyleri bulup içeride buna uygun değişiklikler yaptım. Buraya kendi ruhumu kattım. Burası sabah 10’da açılan, akşam 10’da kapanan, gün içinde 10 kişinin girdiği kendi halinde bir işletmeyken, şimdi geldiğimiz noktada geçtiğimiz yaz 120 kişiyi gördük. Ortalamada 60 kişileri buluyoruz. Ama henüz yolun başındayım, 11 ay oldu açılalı. Ve yapmam gereken çok fazla şey var. Kafamda bir sürü plan var. İlk iş olarak ismini değiştireceğim. Ona bir ruh verdim, şimdi sıra kimliğinde. Kimliğini yansıtmasının zamanı geldi.  Bir de markayı genişletmek istiyorum. Bunun için de gerekli isim değişikliği. İsminin “Kayzer” olmasına karar verdik. Çok yakında bu anlamda yenileneceğiz.

Markayı genişletmek ile ilgili ne gibi planlarınız var?

Markayı büyümek gibi bir düşüncem var. Buralarda bir yer bakan iki yatırımcım var. Hatta mekanları bulduk bile.  Bu civarın eksiği neyse onu araştırdık. Hatta bu açığı bulabilmek için civardaki herkesle konuştum.  Her şey kafamdaki gibi giderse, biz burayı 1 Ocak 2018’de devir aldık, 1 Ocak 2019’da  2. dükkanı açmak niyetindeyiz.

Gördüğüm kadarıyla uğraşmanız gereken gerçekten çok fazla alan var, tasarımından, mutfağa, çalışanlara, reklamdan, maliyete kadar daha birçok şey, hepsini siz düşünmek zorundasınız zor olmuyor mu?

Ortaklarla birlikte, üzerimdeki sorumlulukları dağıtmak istiyorum.  Hayata aynı yerden baktığım, samimiyetine güvendiğim bir ortak ile işleri paylaşmak, çok iyi olacak. Kim hangi alanda iyi ise, o alana baksın iş yükümlülüğü dağılsın istiyorum. Biri mutfaktan anlıyorsa mutfağa baksın, diğerinin  çevresi  geniş ise  o kısımla ilgilensin. Ben finansallara, satın alımlara bakayım, bankalarla olan tüm ilişkileri yöneteyim. Yanımda sırtımı dayayabileceğim birilerinin olması müthiş olur. Birileri sabah dükkanı sen varmış gibi açacak. O gün diyelim  benim bir işim varsa, ben söyleyeceğim onlar erken gidecek. Hepimizin böyle alanları olursa, çok güzel olur. Bir de asıl  benim 2 tane çocuğum var ilgilenmem gereken.  Ama tabii neyse ki düzenin içerisinde, onlar  da adapte oluyorlar.

Yeni işiniz çocuklarla olan ilişkilerinize nasıl yansıdı? Onlar da sizin yaptığınız gibi, babalarına yardım ediyor mu?

Kurumsal hayattayken, 23 Nisan, 19 Mayıs gibi günlerde iş yerlerine çalışanların çocukları gelir, annelerinin  babalarının masalarına otururdu. Ben bunu hiç sevmezdim. Hep şunu düşünürdüm. Toprak bana sorsa,  ya baba sen ne  iş yapıyorsun dese, oğlum ben mail cevaplıyorum, toplantı yapıyorum dediğimde, bunlar çocukta bir şey ifade etmeyecekti. Şu an Toprak, bana diyor ki baba ben senin nasıl para kazandığını anladım. Sen pizza yapıyorsun, satıyorsun para kazanıyorsun ve onu benim okuluma veriyorsun. Benim çocukluğumda yaptığım gibi, o da buraya geliyor, küçük bir tane süpürgesi var onunla etrafı süpürüyor. Bazen eline pizzayı veririz, gelir senin masana koyar. Duru ile beraber de çiçekleri sularız. İşlerimi de onlara göre ayarlıyorum, bu çok güzel bir şans, mesela geçen ay sonu her ay sonu olduğu gibi yeni aya başlamam için yapılması gerekli işler vardı. İşten 4 gibi çıktım, çocukların yanlarına gittim, onlarla vakit geçirdim. Saat 8 gibi onlar uyku moduna girdiğinde, arabama atladım ve dükkana geri geldim. Bir bira açtım, yanına müziğimi açtım ve keyifle işleri yaptım, işler bitince de çıktım. Sabah yine buradaydım.

BELKİ DE ARTIK ÇEMBERİ KAPATIYORUM

Bankacılıktan sonra başka  nasıl farklar oldu hayatınızda, günlük rutinlerinizde?

Bir kere bu iş seni daha diri tutuyor. Bankadan çıkınca, dışarıda bir hayat olduğunu zaten biliyordum. Ama şimdi sitemini oturttuğumda her şey daha keyifli. Mesela bazen atlıyorum  fünikülere, Taksim’e çıkıyorum. Bisikletim hep  kapıda duruyor, onunla Arnavutköy’e gidiyorum. Çekirdek kahve alınacaksa Karaköy’e giderim, oraya gidince biraz da oradaki esnafı dolaşırım.  Nasıl gidiyor, var mı bir şeyler diye sorarım.  Tanışırım oradaki esnafla.  Ben de şuranın sahibiyim beklerim derim. İnşallah Allah ömür biçtiği sürede de çalışırım ve hem işletmecilik  hem de esnaflığı birlikte yaparak, bir de insana dokunarak, çalıştırdığım kişilere bir şeyler katarak, çalışılabileceğini ispat ederim.

Son olarak kurumsal hayattan ayrılıp, işletme sahibi olarak neler hissediyorsunuz?

Buraya eski bankadan arkadaşlarım geliyor ve soruyorlar biz ne yapabiliriz diye. İnsanların paraları var ama  B planları yok.  Kişinin parasının olup da, bir B planının olmaması, çok acı. Benim param yoktu. İşten istifa ettiğimde çalışırım, kayınpederimin  yanına giderim diyordum. Benim B planım buydu. Ama  artık nasıl istemişsem, burası oldu. Aynı zamanda buranın da müşterisiydim. Müşterisi olduğun bir yeri işletmek, sana bir avantaj sağlıyor. Ben çemberi  bakkalla açtım, o günlerden bankacılığa geçtim, kurumsal hayattan çıkıp, yeni bir işletme açarak  belki çemberin başına döndüm, belki de artık o çemberi kapatıyorum.  Bankadaki Yaman’dan 10 kat fazla çalışıyorum, 10 kat az kazanıyorum ama 10 kat fazla mutluyum ve 10 kat fazla özgürüm. Dükkanın anahtarı cebimde. İstediğim zaman kapatır, istediğim zaman da açarım. Her şey bana bağlı.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.