BEN İŞİMİ DEĞİL, SİSTEMİ BIRAKTIM

Kariyerini değiştirenler başlığı altında bu seferki konuğumuz İpeqsy Design’ın kurucusu İpek Görür. İpek Görür kariyerine birden fazla kez yön verenlerden. Okuduğu iktisat bölümünü sevmiş ama bu alanda çalışmanın onu mutlu etmeyeceğini düşünüp, öce okulu bitirmeye ardından da onu mutlu edecek başka bir şeylere yönelmeye karar vermiş. Güzel Sanatlar hakkında araştırma yaparken, aynı zamanda bir film şirketinde çevirmenlik yapmaya başlamış. Çalışmaya başladığı film şirketinde, arayüz tasarımları, film kapak ve afiş tasarımları da yapılıyormuş. İşte tam da bu güzel tesadüfle onu heyecanlandıran ve mutlu eden şeyin ne olduğunu bulmuş. Ve onu bu denli heyecanlandıran kariyer hayatı için Yıldız Teknik Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü’ne başlamış. Son olarak reklam sektöründe çalışan İpek Görür, sistemde daha fazla kalmak istemediğine karar verip, işinden ayrılmayı seçmiş. Ve şimdilerde tasarlamak isteyen herkese ilham kaynağı olmayı amaçlayan ve birbirinden güzel tasarımları olan İpeqsy Design’da harikalar yaratmaya devam ediyor.

İpek Görür’ün hikayesi bende keşke bu hikayeyle daha önce karşılaşsaydım hissi uyandırdı. Benim geçtiğim yollardan geçen birini görmek, sonra da onun nasıl cesaretle yoluna devam ettiğine tanıklık etmek, bana birçok yönden ilham olurdu. Çünkü o her defasında bir durum değerlendirmesi yapıp, içindeki sesi dinleyip yoluna devam etmiş. Sonuç olarak her ne yaparsa yapsın, onu hep mutlu eden, heyecanlandıran oluşumlar içinde olmuş ve olmaya da devam ediyor.

Biz de onu bulmuşken hayattaki seçimlerini, kariyer hikayesini, yeni kurduğu birbirinden güzel tasarımlarıyla var ettiği, İpeqsy Design’ı konuştuk. Konuşurken hayallerini nasıl gerçekleştirdiğinden, kararlarını nasıl verdiğinden, kendini nasıl motive ettiğinden ve seçimlerini neye göre yaptığından da bahsettik. Ve tabii ki kariyerini değiştirmek isteyenler için önerilerini de sorduk. Hadi gelin kendinize yeni bir bakış açısı katacağınız, bu röportaja bir göz atın. Belki de ilham olacağı kişi tam da sizsinizdir.

HAYATIMDA HİÇBİR ŞEYİN TESADÜF OLMADIĞINI GÖRMÜŞ OLDUM

En başından başlayacak olursak, İpek Görür’ün çocukluk hayali neydi? Büyüdüğünde nasıl bir kariyer hayal ediyordu?

Çocukluğumda, “Ben büyüyünce doktor olacağım, avukat olacağım…” gibi meslek odaklı bir cümle kurduğumu hiç hatırlamıyorum. Ben küçükken çok yazar, çok çizerdim. Yazdıklarımın kenarını köşesini süsleyip, konuya uygun resimler yapıp birilerine hediye ederdim. Kendi kendime çok hayal kurardım. Hayalini kurduğum şeyleri hikayeleştirip, resimlerini çizerdim. Resim defterim ve boya kalemlerim en sevdiğim oyuncaklarımdı…
İlkokulda da, ortaokulda da resim ve el işi derslerinden müthiş keyif aldığımı hatırlıyorum. Çocukken, şimdiki çocuklar gibi milyonlarca oyuncağımız olmadı tabii bizim. Çünkü doğa vardı, bizi gönül rahatlığıyla dışarıya salarlardı. Dışarıda sosyalleşerek, tanıyarak, dokunarak, birebir keşfederek, öğrenerek geçirdiğim çocukluğum için kendimi çok şanslı hissediyorum…

Okul yıllarından bahsedersek, üniversiteye girmeden önce kariyerinizi hedeflemiş miydiniz? Üniversite hayatı bilinçli mi şekillendi?

O dönemlerdeki İpek’e sorsaydınız İlk üniversiteye girişim gayet bilinçli verilmiş bir karardı. Ama şu an sorarsanız son derece farkındalıktan uzak, basmakalıp bir seçimdi. İçinde yaşadığımız dünya ve sistem, bizi benzer kalıplara sokmaya ve etiketlemeye, korku ve kaygılara tutunarak yaşatmaya o kadar müsait ki… Zaten sistem tam olarak da bunun üzerine kurulu.
Esasında yolun başında hep 2 alternatifimiz var; birincisi korku ve kaygılarımız altında ezilerek, onlara yenik düşerek kendimizi mecbur bıraktığımız seçimler, ikincisi de tüm kaygılarımızı ve sürekli negatif kurgulamaya eğilimli zihnimizi susturmayı başarıp, hissederek ve gerçekten inanarak yaptığımız seçimler. Ne yazık ki pek çok kişi, yaşamını birinci alternatifte kalarak sürdürüyor. İkinciyi seçtiğimizde ise karşımıza çıkan olasılıklar, şaşırtıcı bir şekilde sonsuza kadar uzanıyor…
İlk üniversite seçimimde 18-19 yaşlarımdaydım, zihnimde konuşup duran ‘değişik’ bir İpek vardı ve farkındalık seviyem onu susturabilecek kadar yüksek değildi. Hem ailemin, hem de benim çöpe atılamayacak maddi ve manevi emeklerimiz vardı. Bir de iktisadı, maliyeyi, iş kanununu, finansal muhasebeyi öğrenmeyi sevdim… Ama kitap okur gibi öğrenmeyi sevdim, kendimi bu alanda çalışırken hiç hayal edemedim. Çalışma hayatım boyunca da işime yaradı orada öğrendiklerim, ve hala da yaramaya devam ediyor.

Peki bu alanda çalışamayacağınızı anlayınca nasıl bir yol izlemeye karar verdiniz?

Kendi diktiğim kıyafetlerimle, her ay farklı bir renge boyadığım saçlarımla, konuşmalarımla, oturmamla kalkmamla zaten biraz uzaylı gibiydim oralarda:)
Sonrasında, içinde bulunduğum bu senaryoyu, tüm emek ve çabaları çöpe atmadan nasıl dönüştürebilirim diye düşündüm. Okulu ne olursa olsun bitirmeye karar verdim. Üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerini araştırmaya ve aynı dönemlerde bir film şirketinde çevirmenlik yaparak kendi paramı da kazanmaya başladım.

İpek Görür
İpek Görür

Çevirmenliğin yanı sıra bazı farklı yaratıcı işlere de adım atmışsınız, peki bu tarz işlere nasıl başladınız? Bu gibi işleri yapmak aklınıza nasıl geldi?

Çevirmenlik yaptığım film şirketinde, DVD ve web arayüz tasarımları, film kapak ve afiş tasarımları da yapılıyordu. Hayatımın bu fazında da hiçbir şeyin tesadüf olmadığını görmüş oldum. Bir yandan bir sonraki lisansım Moda Tasarımı mı olsa, Grafik ya da Görsel İletişim Tasarımı mı olsa diye düşünürken; burada çalışırken, beni gerçekten heyecanlandıran ve mutlu eden bölüm kendini göstermiş oldu. Çevirmenliğin yanı sıra görsel iletişim tasarımını öğrenmeye ve kendimce tasarımlar yapmaya da başladım. Paralelde okulda geçirdiğim mesaiyi biraz esneterek, güzel sanatlara hazırlık için çizim kursuna gitmeye başladım. 4. yılın sonunda ilk lisansımı bitirdim ve yetenek sınavlarına girdim. Sınavların sonucunda Marmara Üniversitesi Resim Bölümü, Yeditepe Üniversitesi burslu Grafik Tasarım Bölümü, Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü ve Yıldız Teknik Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümleri’ni kazandım ve Yıldız’ı tercih ettim. İşte ‘gerçekten, hissederek, içimizden gelene doğru yürürsek, olasılıklarımız o kadar artıyor ki’ demiştim ya… Sanki çok arzuladığım bir şeyin siparişini vermiştim ve çok opsiyonlu olarak önümde dizilmişti. Ama siparişim için çok çalıştım; okul, çizim kursu, iş, sınav telaşı… Çok fazla parçaya ayrıldım, yalan yok…

AŞKLA YAPTIĞIM BİR ŞEYE KÜSMEK YERİNE, ONU DEĞİŞTİRMEYİ TERCİH ETTİM

Aslında kariyerinizdeki ilk değişimi ikinci bir üniversiteye gitmeye karar vererek gerçekleştirmişsiniz? Peki bu seçim sizi mutlu etti mi?

İyi ya da yüzeyde kötü görünmesine rağmen esasında bana müthiş katkıları olan tüm deneyimleriyle, hayatımda aldığım en doğru kararlardan, yaptığım en hafif seçimlerden biriydi… Ben bir karar vermeden önce bendeki hafifliğini ya da ağırlığını ölçümlerim hep. Bu yöntem; insanlarla olan ilişkilerimde, dahil olduğum projelerde, yaşamaya karar verdiğim şehirlerde, yaptığım tüm işlerde ve kendi adıma verdiğim tüm kararlarda beni hiç yanıltmadı. Birileriyle iletişim halindeyken kuracağım cümlelerde bile buna dikkat ediyorum artık. Kurtarıcı sorum bu benim: ‘İpek, bu sana hafif mi, yoksa ağır mı geliyor?’ Hafif geliyorsa yaparım, ağır geliyorsa rotamı hemen değiştiririm. Tabii ki hayatım boyunca kusursuz seçimler yapmadım ama tüm hatalarımı da çok seviyorum, iyi ki varlar! Onlara ‘hata’ bile demekte zorlanıyorum, çünkü her birinde benim için birer öğreti var.

Profesyonel kariyerinize nasıl başladınız ve nasıl devam ettiniz?

İş hayatına ilk olarak çevirmenlik, sonra aynı şirkette alaylı olarak tasarım yaparak başladım. Yönümü değiştirmeye karar verdikten sonra da reklam ajanslarında, film ve prodüksiyon şirketlerinde çalışarak devam ettim. Bir dönem Avusturya’da yaşayıp, orada kısa bir eğitim alıp döndükten hemen sonra, o dönemler 2D animasyon ve modellemeye merak saldığım için, bir animasyon şirketinde çalıştım. Sonrasında reklam ajanslarının bana daha uygun olacağını düşünerek, global bir ajansta Art Director olarak çalışmaya başladım. Sonra başka bir ajansta Sr. Art Director olarak devam ettim. Bazen 1-2 yıl çalıştıktan sonra sıkıldığım için, bazen de daha iyi teklifler aldığım için yıllarca ajanstan ajansa savrulup durdum 🙂 Son olarak Creative Lead olarak çalıştığım medikal ajansı da, FMCG markalarıyla çalışmaktan biraz sıkıldığım için seçmiştim. İşte buralar; ağırlığın artmaya başladığı, değişim ihtiyacının kendini ufak ufak hissettirmeye başladığı zamanlardı…

Peki nasıl oldu da bunları ardınızda bırakıp, kariyerinizi değiştirme kararı aldınız?

Aslında işimi, yani tasarımcı olmayı bırakmadım. Bu, zaten bırakabileceğim bir şey değil; aşık olduğum, yapmadan duramayacağım bir iş. Hala bireysel olarak çalıştığım müşterilerim var. Hala logo tasarımları, konsept ve kurumsal kimlik tasarımları, web sitesi ara yüz tasarımları, animasyonlar ve sosyal medya tasarımları yapıyorum. Proje bazlı çalıştığım reklam ajansları ve tasarım stüdyoları da var. Sadece işimi, daha mutlu olabileceğim bir formata getirmek için revize ettim desek daha doğru olur. Benden bağımsız süregelen koşullar ya da karşılaştığım insanlar nedeniyle aşkla yaptığım bir şeye küsmek yerine, onu dönüştürmeyi tercih ettim. Bu saydığım işlerin hepsini Ipeqsy Design Studio çatısı altında da zaten yapıyorum.

Benim asıl bıraktığım şey; tasarım, estetik ya da tasarımcı olmanın gerektirdiği kaygılardan uzak insanların koyduğu kurallar üzerinden işleyen, emek ve çabanın, maddi olasılıklar altında ezilerek yok olduğu, özel yaşam ve bireysel ihtiyaçlara saygı duymayan, başkaları tarafından kurulmuş kapalı bir fanus sistemiydi.
Bu sistemi nasıl mı bıraktım? Sanırım 10 saniye içinde aldığım bir karardı…

kariyer değiştirenler
İpeqsy Design

NEYİ İSTEMEDİĞİMİZİ DAHA SAğLIKLI DÜŞÜNEBİLMEK İÇİN SESSİZLİK MOLALARINA İHTİYACIMIZ VAR

Doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız? Sizi bu kararı almanızda tetikleyen ne oldu?

Üzerimde yılların biriktirdiği bir yorgunluk elbette vardı. Ama doğru zamanın geldiğini aslında; yaptığım işe, çalıştığım insanlara, patronlara, müşterilerime, her gün 2-3 saatimi harcadığım yola, arabamın kapısına, metrodaki insanlara, yere düşen kalemime, yanımda konuşan adama, özetle yoluma çıkan her şeye öfkelenmeye başladığımı fark ettiğimde anladım. Bir şeylerin ters gittiğini ve bambaşka bir insana dönüştüğümü gördüm. Burada kozmik bir aydınlanma yaşadım:) ve anladım ki benim öfkem, aslında kendimeydi…

Bizi biz yapan şey aslında hayallerimiz ve önceliklerimiz. Bunlardan vazgeçtiğimiz her an, aslında kendimizden vazgeçmiş oluyoruz. Kendimizden her vaz geçişimizde de farkında olmadan kendimize karşı öfke doluyoruz. Bu öfke, etrafımızdaki herkesin ve her şeyin bizdeki yansımasını değiştiriyor ve içindeyken yine farkına varmadığımız bir illüzyon içerisinde yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Bu durumun neresinden tutarsanız tutun, sağlıksız sonuçlara varıyorsunuz…
Böyle bir süreçte eğer şanslıysanız, etrafınızda özellikle sizi anlamayan ve damarınıza basmaya çalışan insanlarla ve olaylarla çevreleniyorsunuz. Eğer şanslıysanız diyorum, çünkü bu insanlar, sizi aslında içinizden gelen, gerçekten yapmak istediğiniz şeye iyice itmeye çalışıyorlar. Yani aslında onlar, size hizmet etmek için oradalar. Bende onlardan çokça vardı 🙂 onlara hala teşekkür ediyorum.

Peki eskiyi, alışkın olduğunuz düzeni bırakırken hiç korkmadınız mı?

Tam tersi, bu sistemi bırakmak isteyip bir türlü bırakamadığım zamanlarda korkularım beni tutuyordu. Tüm korkularımın ve kaygılarımın beni esir almasına artık izin vermediğim bir anda işi bıraktım. En başında da söylediğim gibi; hafif olanı seçerek, yüzlerce olasılığın hayatıma girmesine izin verdim.

Ve Ipeqsy Design Studio’yu kurdunuz… Peki bu fikir mevcut işinizde çalışırken mi ortaya çıktı, yoksa siz işi bıraktıktan sonra mı oluşmaya başladı?

Reklam ajansı dünyasında tam zamanlı olarak çalışırken, öyle ‘bir yandan da ufak ufak kendi projelerimi de hayat geçiririm’ gibi bir durum çoğu zaman söz konusu olmuyor. Bu dünya, tüm hayatınızı alıp tepe tepe kullanan bir dünya. Bunun için sektörü suçlamıyorum. Bu işi gerçekten severek yapıyorsanız, her şeyinizi vermeye hazır olmalısınız.
Yaratıcı bir ekip kurgusunda çalışıyorsanız, hele bir de o yaratıcı ekibin başındaysanız, bir kampanya hazırlarken bile geceniz gündüzünüze karışır. Ajanstan gecenin 11-12’sinde çıkabiliyor olsanız bile, eve gelip yatağa başınızı koyduğunuzda, fikirler kendini geliştirmeye devam eder durur. Sabah kalktığınızda da aynı düşünce bulutuyla ajansa geri döner, çalışmaya devam edersiniz. Bu her bir proje ya da kampanya sürecinde böyle devam eder…

Bir tasarım stüdyosu kurma fikri, yıllar öncesine dayanan bir fikirdi. İşi bırakırken tamamen netleşen bir kurgum yoktu ama dönem dönem üzerinde çalıştığım bir projeydi. İşi bıraktıktan sonraki dönemi de, muhtelif yorgunluklardan dolayı kendimi herkesten ve her şeyden soyutlayarak geçirdim. Etrafımızdaki insanları ve olup bitenleri dinlemekten, ne yazık ki kendimizi dinlemeyi çoğu zaman unutuyoruz. Neyi isteyip, neyi istemediğimizi daha sağlıklı bir şekilde düşünebilmek için sessizlik molalarına ihtiyacımız var. Kendimize bu fırsatı verdiğimizde de bir çok şeye olan bakış açımız enteresan bir biçimde değişiyor. Çok şey istiyoruz da, ‘ben artık bunu istemiyorum’ diyebilecek kadar net ve sağlıklı düşünebilmek o kadar değerli ki…

Kariyer Değiştirenler
İpeqsy Design


Ipeqsy Design Studio’dan bahsedebilir misiniz? Bu marka altında ne tür tasarımlar yapıyorsunuz?

Ipeqsy, esasında üretmek ve tasarlamak isteyen herkese ilham kaynağı olmayı amaçlayan, bunu yaparken de gerçekten eğlenen ve bundan keyif almayı önceliklerinin arasına koyan bir proje olarak yola çıktı. Öncelikle Instagram sayfasıyla işe başladık. Instagram sayfamıza göz gezdirirseniz; yalnızca, ticari ya da satış odaklı bir sayfa değil. Tüm üretim ve tasarım süreçlerini de fırsat buldukça takipçilerimizle paylaşmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de tüm reklam ve sunum tekniklerini samimi ve doğru bir şekilde kullanmaya özen gösteriyoruz.
Instagram başta olmak üzere, sosyal medya platformları bizim oyun alanımız. Tasarımlar artınca ve bireysel siparişlerin yanı sıra kurumsal siparişler de gelmeye başladığında online satış sitesini de hayata geçirdik. Web sitemiz www.ipeqsy.com ‘da şu an çanta, kolye, papyon, bere, küpe, tişört gibi kategorilerimiz var. Sürekli üreten ve tasarlayan bir atölyemiz olduğu için kategorilerimiz de gün geçtikçe artıyor.

Özetle; sosyal medyadan bizi takip edenler, tasarım festivallerinde bize rastlayanlar ya da web sitemize yolu düşenler için hedeflediğimiz bir konseptimiz var. Bu konseptte de; tasarım ve tasarımla bağlantılı süreçlerde, elimizden geldiğince tüm teknik ve estetik çözümleri paylaşmak var.
Bu paylaşım; bir kitap önerisi, üretim sürecimizi anlatan bir yapım aşaması filmi, motivasyon artıracak bir blog yazısı, öğrenmeye açık olan herkesin katılabileceği bir atölye çalışması, keyifle izlenebilecek ve ilham kaynağı olabilecek bir animasyon, bir görsel, bir içerik ya da isteyenin online satış sitemizden satın alıp kullanabileceği, somut bir ürün olarak kendini gösterebiliyor.

BEN NASIL BU KADAR ŞANSLI OLDUM?

Daha önce yaptıklarınıza bakılırsa, Ipeqsy Design Studio’da sitesinden, reklam işlerine, görsel sunumdan, üretime kadar her şeyi kendiniz yapabilecek donanıma sahipsiniz… Peki burası bir ekip işi mi yoksa yalnız mı çalışıyorsunuz?

Ipeqsy Design Studio’nun çerçevesini çizene kadar tek başıma çalıştım. Genel hatlarını oluşturduktan sonra ortaya çıkan yazılım, sosyal medya yönetimi, fotoğraf ve ürün hammadde-üretim desteği gibi ihtiyaçlar doğrultusunda bir ekip oluşturduk. Tüm işlerin görsel ve içerik yaratım süreci benim üzerimden ilerliyor. Ürünlerin tasarım ve üretim süreçlerinde; malzeme kalite kontrolü, kalıp kesim ve dikim, lazer işleme, 3 boyutlu obje modelleme gibi ara üretim süreçlerinde, her biri alanında uzman olan bir ekiple birlikte çalışıyorum.

Hiç yapamayacağınızı düşündüğünüz zamanlar oldu mu?

İşimi gerçekten gönül rahatlığıyla bıraktım. Yapamayacağım, çok yoruldum, olmayacak galiba, neden olmuyor?!, vaz mı geçsem? ve benzeri kelime ve cümleleri de literatürümden çıkardım:) ‘Bir türlü olmuyor’ ya da ‘Böylesi de hep beni buluyor’ dedikçe gerçekten olmayacağını ve o hoşlanmadığım durumların benim başıma gelmeye devam edeceğini deneyimledim, biliyorum. Bunların yerine zihnime, uğraşıp çözümlemesi için hep şu cümleleri verdim:

Bundan daha iyisi nasıl olur?
İstediğim gibi olması için neler mümkün?
Hayalini kurduğum şeye nasıl yaklaşabilirim?

Zihin, eline verdiğiniz her şeyi sakız gibi çiğnemeye meyillidir. Bilinç altınızda oluşan tüm negatif yüklü cümleleri ve kaygıları çiğneyip çiğneyip çözümsüzce önünüze koymaya devam eder. Zihninize olumlu cümlecikler verdiğinizde, bu cümlecikleri çözmeye odaklanır.

Bu süreçte etrafınızdaki kişilerin size ve kararlarınıza karşı tutumu nasıl oldu?

Bu süreçte, sevdiğim ve gerçekten değer verdiğim herkes benim yanımdaydı. Bu anlamda da kendimi çok şanslı hissediyorum.
Hatta yukarıdaki sorulara bir tane daha ekliyorum: Ben nasıl bu kadar şanslı oldum? 🙂
Ipeqsy’de özellikle eşimin desteği ve katkısı çok büyük. Zaten böyle bir oluşum sürecinde size ve yaptıklarınıza değer veren ve saygı duyan herkesi bir anda yanı başınızda buluyorsunuz. Elbette herkesin, her şeyi söyleme potansiyeline sahip olduğunu göz ardı etmemek ve her şeye hazırlıklı olmak şart. Çünkü bir proje ortaya çıkana kadar kimsenin o konuda ayakları gerçekten yere basan bir fikri yoktur. Kimse, o projeye sizin yükseldiğiniz kadar yükselmeyebilir. Konuyu saptırmaya çalışanlar, kafanızı karıştırmaya çalışanlar olabilir. Ama siz elle tutulur bir şeyler ortaya koyduğunuzda, herkesin söyleyecek bir şeyi vardır:)

Sevdiği işi yapan İpek Görür ile, sevmediği onu yorduğunu düşündüğü bir işi yapan İpek Görür arasında nasıl farklar var? Hayatınızda neler değişti?

Ben Ipeqsy’den önce de sevdiğim işi yapıyordum ama sevmediğim koşullarda yapıyordum. Kendime ait zamanın neredeyse hiç yoktu. Beni tutan şey, yukarıda bahsettiğimiz maddi kaygılarla dolu bir konfor alanının içinde olmaktı. Ama aslında tam olarak olup biten; bu konfor alanından bir adım dışarıya ayak basamadan ‘yaşıyor gibi yapmak’ idi. Bu alanda, kitle kültürünün getirdiği bir tüketim anlayışıyla hayatım akıyordu. Aslında ihtiyacım olmayan şeylerden, tatminsizce hep daha fazlasını istemeye başlamıştım. Hatta hayatım neredeyse, yalnızca harcamaya ve alışverişe endeksliydi. Nesnelerle var olmaya, onlar için yaşamaya başlamıştım.
‘Hayatımızdaki boşluğu ne ile doldurabiliriz?’ sorusuyla baş başa kaldığımız her an; kendimize yeni bir ev, yeni bir araba, son model bir akıllı telefon, hiç ihtiyacımız olmamasına rağmen yeni bir mutfak eşyası ya da dolabımızda 65 tane olmasına rağmen, sırf indirimde olduğu için yeni bir kazak satın alıyoruz. Bu noktaya geldiğimizde de, var oluşumuzu destekleyecek ve besleyecek yatırımlar yapmaktan iyice uzaklaşıyoruz. Çünkü körleşiyoruz. Sonra istifçilik akımına dahil oluyoruz. Beraberinde metropol hastalığı dedikleri anksiyete, kararsızlık, uzaklaşma isteği, doymayan ruhsal boşluklar başlıyor…

Biraz minimalist bir bakış açısı, aslında her şeyi çözümlüyor. Şu an hayatım çok daha sade ve bu da beni kaygısız ve mutlu bir insan yapıyor. Çünkü ’ihtiyaç’ ve ‘tüketim’ kelimelerinin ayrımını artık biliyorum. Şu an hiç acımadan para verdiğim tek şey kitaplar ve on-line eğitimler. Bunun dışında tasarlıyorum ve üretiyorum 🙂

Kariyer değiştirenler
İpeqsy Design

Sevmediği işi yapanlara, hayatlarını kazanmak için o işi yapmak zorunda olduklarını düşünenlere tavsiyeleriniz neler olur?

Birkaç madde ile naçizane önerilerim olabilir:
1. Hayalini kurduğunuz şey için doğru bir zaman var. Ama bu doğru zamanı sonsuza kadar beklemeyin. Doğru zaman, kendini gerçekten hissettiriyor. Bugün de olabilir, şu an bunu okurken de olabilir, belki birkaç yıl sonra da olabilir. Her şey; bahanelerinizle, realiteyi ayırt etmeye başladığınız zaman gerçekleşiyor. Doğru zamanın geldiğini hissetmek için kendinize fırsat verin. Kafanıza kocaman bir saksı düşmesine gerek yok, sadece kendinizi dinleyin. Daraldığınızı, çıkmaza girdiğinizi hissettiğinizde, bir şeyler yolunda gitmiyor demektir.
2. İşinizi bırakıp, mutlu olacağınızı düşündüğünüz şeye odaklanmaya karar verdiğinizde, rutinlerinizin yerine yenilerini koymaya hazır olun. Bir evlilik yemini gibi, yeni hayatınızdaki yeni rutinlerinizi benimseyeceğinize ve onlardan asla vazgeçmeyeceğinize dair kendinize söz verin. Bu; vazgeçecek gibi olduğunuzda size en başta neden başladığınızı hatırlatıp, sizi motive edecektir.
3. Kendinizi tüm olasılıklara açın. Hiçbir şeyi elinizin tersiyle itmeyin. Artık size göre olmadığını düşündüğünüz bir durum, hayalini kurduğunuz formda bir fırsata dönüşmek için sizi bekliyor olabilir.
4. Size düzenli gelir sağlayan ama sevmediğiniz bir işte çalışıyorsanız; kazancınızı indirimde olan 65. kazağınızı alarak harcamak yerine, aslında yapmak istediğiniz iş için sermaye birikimine dönüştürmeye çalışın.
5. Yaptığınız işe gelen her yoruma mutlaka değer verin ama hepsini gerçekleştirmeye çalışmayın. Unutmayın; bu başkalarının değil, sizin hayaliniz. Hayalinizi gerçekleştirirken herkesi mutlu edemezsiniz.
6. Severek yaptığınız bir şeyin para kazandıramayacağına dair enteresan bakış açılarından kurtulun. İşe, maddi kaygılarınızdan arınarak, yalnızca içinizden geleni yaparak başlayın.
7. Ne olursa olun bir yerden başlayın. Emin olun, başladığınızda yol almanız kaçınılmaz. Böylelikle zaman geçtikçe geriye dönüp baktığınızda, yapmadıklarınız için pişman olmak yerine, en kötü ihtimalle en başta amatörce yaptıklarınıza gülüp geçerek eğlenmeyi seçmiş olursunuz…

Gördüğünüz gibi, yolun neresinde olursanız olun, yolunuzu değiştirmeniz mümkün. İster en başında olun, ister yolu yarılamış olun veya isterseniz sonlara yaklaşmış olun… Yapmanız gereken tek şey kendinizi dinlemek ve şu an olduğunuz noktayı kabul etmek. Ve eğer mutluysanız yola devam etmek. Ama içinizde bir yerlerde bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyorsanız, o sese kulak verin. Ve sizi mutlu edecek şeyin ne olduğunu bulun. İpek Görür’ün de dediği gibi “Tüm kaygılarımızı ve sürekli negatif kurgulamaya eğilimli zihnimizi susturmayı başarıp, hissederek ve gerçekten inanarak yaptığımız seçimlerin sonucunda karşımıza çıkan olasılıklar, şaşırtıcı bir şekilde sonsuza kadar uzanıyor…” Sonsuz olasılığın karşınıza çıkması sizin elinizde. O halde şimdi soruyu sorup, kendinizi dinleme zamanı…
İçinde bulunduğum düzende “mutlu muyum?”, “değil miyim?”

Çocukluğundan beri en sevdiğim şey çizmekti diyen Başak Erdemir bu uğurda kurumsal kariyerini geride bırakarak, kendi imzası gibi olan kadın karakterlerini tuvallere ve seramiklere taşıdığı, Floripa Art Works markasını yaratmış. Sizin de kendi markanızı yaratmak gibi bir fikriniz varsa bu hikaye size ilham olabilir…

KÜÇÜKKEN EN İYİ YAPTĞIM ŞEY RESİMDİ,ŞİMDİ İŞİM OLDU

Please follow and like us:

27203total visits,87visits today



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

RSS
Follow by Email
Facebook
Facebook
LinkedIn
Instagram